Özel Arama

PHOTOGRAPY

22/12/2008 - Photodex ProShow Gold 402 Full

Kategori: FOTOGRAF SANATI
Photodex ProShow Gold 402 Full


Photodex ProShow Gold 402|186 Mb


ProShow Gold mükemmel özelliklere sahip bir fotoğraf albümü oluşturma yazılımıdır Yazılım ile bilgisayarınızdaki fotoğraflarınızı istediğiniz düzene göre slayt gösterisi, Video CD, DVD Disk, Video, çalıştırılabilir exe dosyası, ekran koruyucu biçimlerinde albüm haline getirebilirsiniz 280 geçiş efektinden istediklerinizi gösterilerinizde kullanabilirsiniz Ayrıca gösterilerinize sesler ekleyebilir, arkaplanlar koyabilirsiniz Kullanımı çok kolay olan yazılımla neredeyse yapamayacağınız hiçbir işlem bulunmuyor Tüm özellikleri aşağıda sıralanmıştır:

Kolaylıkla İçerik Ekleme ve Slaytları Özelleştirme

Bir gösteriye kolayca açıklama sürükleyip bırakma
Fotoğraf, video klip ve müzik kullanma
Canlandırma ve video klip düzenleme
100 üzerinde dosya türü için destek
Herbir slayt için kendine özgü zamanlama ayarı
Birçok slaytı kolayca hemen değiştirme
PSD, PNG, TİFF ve GİF biçimleri için şeffaflık desteği
Çizgisel slayt listesi veya sınıflama için 2 boyutlu gösterim
Fotoğraflarınız için tek tıklama ile kendiliğinden doğrulama

Geçiş Efektleri ve Hareketler
Yakınlaşma ve dönme ile oluşan "Ken Burns" stili geçiş efekti
280 üzerinde kaliteli geçiş
Herbir geçiş için zamanlama denetimi
Kuşbakışı gösterim içeren yatay hareketli fotoğraf desteği
Her boyuttaki fotoğrafa yakınlaşma
Her açıdan fotoğrafları döndürme
Mükemmel sıralama için dizgi seçenekleri
Geçişler üzerinde tam denetim
Slaytlardaki geçişler için başlangıç zamanı ayarlama
"Çevrinme" için hızlandırma tarzları ayarlama

Müzik ve Sesler
Ses şiddetini denetleme
Kesme, aydınlatma ve sesi çıkarma
Müzikteki ses dalgalarını gösterme
Tüm kişisel slaytlara sesler ekleme
Ses CD'sinden müzik aktarma
Slayt ve müzik geçişlerini kendiliğinden zamanlama
Arkaplan konuşmalarını kaydetme

Geliştirilmiş İş Akışı
Sınırsız ileri-geri alma
Tam ekranda gerçek zamanlı önizleme
Gösterileri kendiliğinden yedek alma ve çalışmaları güvenle kurtarma
Gösterileri arşivlemek için klasör, CD veya DVD'lerde biriktirme
Programlar arasında tümüyle bütünleşmiş araçlarla bir ileri bir geri küçültme işlemi

Yüksek Verim
Çift katmanlı sürücü ve medyalara destek
DVD'lerde ve bilgisayarda tekrar oynatma için geliştirilmiş menü
Yükse hızda ve kalitede videolar oluşturma
Bir disk üzerinde çalıştırılabilir çoklu gösterimler oluşturma
Kendi tanıtım gösterilerinizi ekleme
Menüler içinde herbir gösteri için küçük öngösterim resimleri ve açıklamaları ayarlama
Televizyon ve bilgisayarların her ikisinde takılı diskler üzerinde gösterileri oynatma
En hızlı video oynatma özelliği

Gelişmiş Menü Yapılandırması ve Yazdırma
Dahili DVD yazdırma
Tümüyle özelleştirilebilir menüler
Çeşitli çıktı biçimlerine sahip CD'ler oluşturma
Sessiz VCD gösterileri ve Video VCD gösterilerinin her ikisini de oluşturma
DVD ve VCD'lerin çoklu kopyalarını yazdırma
Videolardaki titremeyi azaltan "Anti-flicker" filtresi
NTCS ve PAL standartlarına destek

Çevrimiçi Gösteri Paylaşma
Çevrimiçi gösteriler oluşturma
Bir internet sitesinde gösterileri yayınlama
Basit HTML diliyle kolayca bir internet sitesi ile bütünleşme
Flash biçiminden daha kaliteli "ProShow" biçimi
Photodexcom adresinde ücretsiz olarak gösterileri paylaşma

Video Dosyaları Oluşturma
Standart MPEG1 ve MPEG2 video dosyaları oluşturma
Video biçimini ve oynatımını denetleme
Diğer uygulamalar için ProShow videolarını kullanma

Desteklenen Çıktı Biçimleri
Video Disk Biçimleri:
DVD, VCD, SVCD, XVCD, XSVCD, CVD, MiniDVD
Medya Disk Biçimleri:
CD-R, CD-RW, DVD+R, DVD+RW, DVD, DVD-R, DVD-RW
Dosya Biçimleri:
EXE, SCR, MPG, MPG, ISO, CUE, PX


ProShow Producer was designed for professionals who are creating shows commerciallyThe all-new ProShow Producer 30 allows you to create advanced, professional-grade presentation masterpieces that not only emotionalize and inspire audiences but also bring them to the point of sale With an award-winning feature set, including unlimited photo/video layering, show templates, branding, copy protection and built-in media authoring, plus all-new creative features like masking, vignetting and motion keyframing, the only limit to your successis your imagination
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

15/12/2008 - Fotoğrafta Işık ve Önemi-2

Kategori: FOTOGRAF SANATI

Fotoğrafta Işık ve Önemi-2


3.6. Rengin kompozisyonları :

Çok küçük istisnalar dışında (ki bunlar dağılma veya kırılma ile elde edilen spektrum renklerdir) gözümüzle gördüğümüz renkler hiçbir zaman saf değildirler. Yani her bir renk, spektrumdaki bir tek dalga boy undan oluşmaz. Dar bir frekanslar grubundan da oluşmaz. Bunun yerine çoğu renkler sıklıkla birbirinden çok farklı (mavi, kırmızı gibi yada kırmızı ve yeşil gibi) renklerin karışımından oluşurlar. Renk konusuna girildiğinde şu belirlemenin yapılması şarttır.
1. Gördüğümüz haliyle renk. Yani beyin içindeki kişisel ve özel bir deneyim.
2. Objelerin üzerinde bulunan ve bu renk duygusunu uyandıran yüzeylerin yapısı. Yani, renklendirici.
Renk dediğimiz duygu tamamı ile kişisel ve özeldir ve herhangi bir analitik araştırmaya tabii tutulamayacak kadar gizlidir. Renkli yüzeyler ise uygun bilimsel yöntemlerle araştırılabilen fiziksel objelerdir. O halde bu iki olgu için farklı terimler kullanmak gerekecektir.
Renk : Beyin içindeki oluşan ve renklendiricinin sebep olduğu özel psikolojik uyarıcı.
Renklendirici : Beyindeki renk duygusunu uyandıran fiziksel objeler.
Işıkla renklendirici arasındaki alışverişi inceleyebilmek için renkli objelere farklı ışıklar altında bakmak gerekir. Bunun için de farklı filtreler kullanılabilir. Örneğin mavi bir objeye kırmızı bir filtre ile bakıldığında obje siyah görünecektir. Bunun sebebi, filtrenin kırmızı boyasının beyaz ışığın mavi bölümünü emmesi, dolaysı ile mavinin geçememesidir. Bu durum siyah beyaz fotoğrafta, kırmızı filtrenin, neden mavi göğü karartarak beyaz bulutları öne çıkarmasını da açıklar. Kırmızı filtre gök ışığı içinden mavi ışığı da emerek, mavi göğün pozunu beyaz bulutların pozundan daha fazla düşürür. Böylece negatifte mavi göğün yeri boş alır. Beyaz bulutların rengi sarı ve kırmızıyı da içerir. Bu renkler de kırmızı filtre tarafından geçirilir.
Herhangi bir renklendiricinin ışık üzerindeki etkisi ışığın içindeki belli dalga boylarını emmek şeklinde görülür. Kendi rengini mevcut dalga boylarının rengine ilave etmek şeklinde değil. Diğer bir deyimle renk olarak algıladığımız şey, obje üzerine düşen ışığın renklendirici tarafından değiştirildikten sonra göze ulaşmış halidir. Örneğin gün ışığında yeşil yaprakların yeşil görünmelerinin sebebi, klorofilin beyaz ışık içinde bulunan mavi ve kırmızıyı kuvvetle emip, yeşili geri yansıtmasıdır. Bunun gibi kırmızı bir otomobilin boyasındaki renklendirici, beyaz ışığın içindeki mavi ve yeşil bölümleri emip, kırmızıyı geri yansıtır.
Bir renklendiricinin ışığı değiştirme etkisi, ışığı yansıtsa da geçirse de aynıdır. Örneğin, güneşe bir yeşil yaprağın içinde de baksak, o yeşil yaprağa güneşin altından da baksak, yeşil aynı yeşildir. Çünkü her iki durumda da renk, ışık ile renklendiricinin molekülleri arasındaki aynı tür ilişkiden kaynaklanmaktadır. Yani atomlar, ışığın içindeki bazı dalga boylarını ya emerler ya da geri yansıtırlar. Geri yansıyan dalga boylarını da renk olarak görürüz. Bu durum bir objenin neden sadece o objeyi aydınlatan ışığın içindeki dalga boylarından birinin veya birkaçının rengine sahip olabildiğini de açıklar. Bu anlatımın tersi de, bir obje kendisini aydınlatan ışığın içinde bulunmayan bir renge sahip olamaz. Bu yüzden de gün ışığında kırmızı görünen bir obje, (ki gün ışığında kırmızı dalga boyları çoğunluktadır) saf yeşil ışıkla aydınlatıldığında (ki içinde kırmızı dalga boyları yoktur) siyah görünür.
Tüm modern renk sistemleri ve matbaa renk ayırım sistemleri çıkarımsal renk karışımı esasına dayanır. Toplamsal renk karışım sistemi yalnızca ışık kaynakları için geçerlidir.
Renkli dialarda ki bütün renkler üç çıkarımsal temel renk olan Magenta, Sarı ve Cyan’ın farklı miktarlarda karışımından meydana gelir. Bir renkli dia kazındığında bu katmanlar kolaylıkla görülebilir. Toplamsal renk karışım sistemi günlük hayatta karşımıza en çok TV ekranı ve renkli monitörlerde çıkar.
Psikolojik temel renkler : Kırmızı, sarı, yeşil, mavi, beyaz, siyah.

Toplamsal temel renkler : Kırmızı, mavi, yeşil. Bunlar fizikçilerin ana renkleridir ve sadece ışıklarda uygulanırlar. Renkli ışıklar halinde birbirlerinin üzerlerine bindirilirse beyazı oluştururlar.
BEYAZ IŞIK = MAVİ + KIRMIZI + YEŞİL
KIRMIZI + YEŞİL = SARI
KIRMIZI + MAVİ = MAGENTA
YEŞİL + MAVİ = CYAN




Çıkarımsal temel renkler : Magenta, sarı, cyan. Bunlar toplamsal ana renklerin tamamlayıcılarıdır. Sadece boyalara ve pigmentlere uygulanabilirler. Bütün modern fotoğrafik renk prosesleri ile renk ayrımı ve matbaa baskısı işlemleri bu yöntemlerle yapılır ve bu karışıma dayanırlar.

Sanatçıların temel renkleri : Kırmızı, sarı, mavi, beyaz, siyah. Bu ana renkler ve karışım pigment ve boyalara uygulanır fakat gerçek anlamda ana renkler değillerdir. Kırmızının magenta ’ya, mavinin de cyan’a dönüştürülmediği sürece bir araya gelerek diğer renkleri oluşturmazlar. Diğer bir deyimle, sanatçıların ana renkleri, yeşil dışında, psikolojik ana renklerin aynısıdırlar. Sanatçılar, yeşili saf renk olarak kabul etmezler. Çünkü sarı ile maviyi karıştırarak yeşili elde edebilirler. Sanatçıların temel renklerinin temel renk adını almasının nedeni, görünüşte dahi olsa, diğer renklerle kirlenmemiş saf denebilecek renklerden oluşmasıdır.
Bilimsel olarak, renk kavramının bir objeye değil, o objeden yansıyan ışığa bağlanması gerekir. Kırmızı ışık altında beyaz bir objenin kırmızı göründüğünü ve herhangi bir rengin yapay ışıkta farklı ve doğal ışıkta farklı algılandığını biliyoruz. Ancak yine de konuyu belli bir geleneğe bağlamak ve pratik olmak bakımından, yüzey rengi gibi bir kavramı kabul etmek gerekecektir. Bu durumda objelerin renklerinden bahsedilirken bunların standart gün ışığı altındaki görünümlerinden söz edildiğini bilmek gerekir.
Standart gün ışığı, bilindiği gibi Güneş ışığı + Berrak mavi gökten yansıyan ışık + Beyaz bulutlardan yansıyan ışığın karışımıdır. Herhangi bir rengin tanımlanması için standart bir ışığın varlığı kabul edilmezse, renk, ışığa göre değişiklik göstereceğinden, kavram kargaşasına yol açar. Belli bir rengi tanımlayabilmek için rengin üç farklı özelliğinden bahsetmek ve bunları tanımlamak gerekir. Optica Society of America (OSA) ’nın standartlarına göre bu özellikler; Tür, doygunluk ve parlaklıktır.
Tür: Halk arasında renk denilen olgunun bilimsel karşılığıdır. Kırmızı, sarı, yeşil ve mavi çok bilinen tür örnekleridir. Bunlara birincil renkler de denilebilir. Portakal, mavi -yeşil, ve menekşe ikincil türlerdir. Tür, bir rengin en çok göze çarpan özelliğidir. Bir rengin ışığının dalga boyları cinsinden tanımlanmasına olanak sağlar. Uygun şartlar altında insan gözü 200 farklı türü algılayabilir.
Doygunluk: Bir rengin saflığının ölçüsüdür. Herhangi bir rengin içinde bulunan türün miktarını anlatır. Rengin doygunluğu arttıkça görünüş daha güçlü ve canlı hale gelir. Doygunluk azaldıkça, renk nötr gri ile karışarak griye doğru gider.
Parlaklık: Bir rengin açıklığının veya koyuluğunun ölçüsüdür. Bu anlamıyla parlaklık, siyah beyaz fotoğraftaki gri skalaya benzetilebilir. Parlak renkler gri skalanın üzerinde yani beyaz tarafa doğru, koyu renkler skalanın alt tarafında siyaha doğru yol alırlar. Halk arasında parlak terimi, renk tekniği bakımından farklı bir rengi tanımlar. Örneğin bayrak kırmızısı yada itfaiye aracının rengi halk arasında parlak diye tanımlanabilir, ancak bu renk parlaklık Skalasında çok da yukarılarda yer almaz. Diğer taraftan grimsi pembe, bilimsel olarak tanımlamak gerekirse, düşük doygunluklu parlak Kırmızıdır. Bu renk halk arasında sıkıcı ve cansız olarak tanımlanır.

3.7. Göz :

Şimdiye kadar renk bir fizikçinin gözü ile incelendi. Rengin bir ışık olduğunu, ışığın da bir enerji olduğunu öğrendik. Bu enerjinin girebileceği formları gördük, nasıl üretilebileceğini, nasıl değiştirilebileceğini, dalga boyu, tür, doygunluk ve parlaklığını öğrendik. Renkli fotoğraf üretebilmek için ışığın renk ısısı, fotoğraftaki etkisi kadar önemlidir. Çünkü renk fiziksel özellikleri kadar psikolojik özellikleri de olan bir kavramdır. Renkli fotoğraf teknik ve sanatın birleştiği bir çalışmadır. Tüm bu bilgilere rağmen ortaya çıkabilecek sorunlar için renk algılama organı yani gözün incelenmesinde yarar vardır.
İnsan gözü 1 inç’in milyonda biri kadar bir büyüklüğü bile fark edebilir. Bunun çoğu insanın renk ayırma yeteneği ile kolayca ispatlayabiliriz. İnsanların yetenekleri o kadar gelişmiştir ki, dalga boyları arasında 1 inç’in milyonda biri kadar fark olan iki rengi birbirinden ayırt edebilirler. Bunun sonucunda normal insan gözü 150 civarında farklı türü belirleyebilir.
Bu türler 100’den daha fazla farklı doygunluk durumlarında olabilirler. Her bir doygunluk durumu, çok açıktan çok koyuya doğru 100’den fazla sayıda bir çeşitlilik gösterebilir. Hepsi bir araya geldiğinde gözün ayırabileceği renk, ton ve doygunluk durumları 1.000.000’u aşar. Kamera terimleri ile ifade etmek gerekirse, insan gözü, odak uzaklığı 19 ile 21 mm arasında değişen, 20 cm.den sonsuza kadar netleme yapabilen 4 elemanlı bir objektife sahip bir kameradır.
Netleme, objektifi oluşturan elemanların bir tanesine bağlı çok minik kasların kasılmaları ve böylece objektif şeklinin değişmesi ile yapılır. Kamerada bu, objektif–film mesafesinin değiştirilmesi ile gerçekleşir. Gözde filmin yerini retina almıştır. Bu objektifin açıklığı f:2,5 civarındadır. Bir otomatik diyaframı vardır ve diyafram, ışık şartlarına bağlı olarak en fazla f:11’e kadar kısılabilir. Toplam görüş alanı göz önüne alındığında 180 dereceye yakın bir alanı görür.
Ancak bu görüşün kalitesi göreceli olarak düşüktür. Kenarlara doğru netlik bozukluğu belirgin hale gelir. Bunun sonucunda sadece görüş alanımızın ortalarına doğru yer alan objeleri net görürüz. Ancak bir fotoğraf makinesinin objektifi gibi görüşteki netlik diyaframın kısılması ile artar. Parlak ışıkta irisin açıklığı azalır, loş ışıkta ise açıklığı artar ve böylece belli bir limit içinde görmemiz sağlanır. Göz merceği tarafından oluşturulan görüntü retinaya düşer.retina, kameradaki filmin karşılığıdır.
Bu tabakada milyonlarca sinir ucu, sıkışık bir şekilde yer alır. Bunların her biri mikroskobik fotoelektrik dirençlere benzetilebilir. Bu hücreler, üzerlerine düşen ışık uyarılarını elektrik impulslarına çevirirler. Bu ışığa duyarlı hücreler iki türlüdürler. Şekillerine göre koni ve çubuk olarak adlandırılırlar. Her gözde 7 milyon civarında bulunan koniler retinanın merkezine doğru yoğunlaşmaya başlarlar. Retinanın merkezindeki yarım milimetre çaplı fovea tabakası sadece konilerden oluşur.
Yapıları itibarı ile yüksek çözünürlük oluşturabilen ama göreceli olarak ışık duyarlılıkları az olan koniler, göreceli olarak parlak ışıkta çalışırlar ve ince detayları algılamamızı ve rengi görmemizi sağlarlar. Her bir gözde 170 milyon olan çubuklar,retinanın kenarlarına doğru yoğunlaşırlar, foveada hiç bulunmazlar ve konilere göre ışığa duyarlılıkları fazladır ve renge duyarsız olduklarına inanılır. Çubuklar sadece açık ve koyu olarak grinin tonlarını algılarlar. Konilerin çalışamayacağı kadar loş ışıkta görmemizi sağlarlar ve özellikle harekete duyarlıdırlar.
3.8. Yerel parlaklık uyumu :

Geniş planda oluşan parlaklık uyumu, küçük bir ölçekte de gerçekleşebilir. Örneğin, bir ormanda yürürken gözlerimiz etrafta gezindikçe baktığı her noktadaki ışık şiddetine uyum göstermektedir. Yerde güneş ışıklarının süzülüp aydınlattığı bir parçaya bakarken, gözümüz oradaki ışık şiddetine kendisini ayarlar. İris kapanır, retinanın hassasiyeti azalır. Gözümüzü o parlak noktadan bir ağacın gövdesindeki karanlık kovuğun içine çevirdiğimizde, iris açılır ve retina duyarlılığı artar ve bunun sonucunda ortamda mevcut kontrastlık, olduğundan çok düşükmüş gibi algılanır.
Eğer mevcut kontrast, bir pozometre ile ölçülebilse, kullandığımız filmin kaydetme aralığının çok dışında olduğu görülür. Benzer şartlar portre çekimlerinde de görülür. Bir yüzün normal görünümüne alışık olduğumuzdan, gözün yerel parlaklık uyumu kabil i yetinin de etkisi altında göz ve çene altlarında oluşan gölgeleri olduğundan daha aydınlıkmış gibi algılarız. Sonuçta bu tür gölgeler filmde siyah çıkar. Bir başka karşılaşılan hata, fonun gereğinden az aydınlatılmasıdır. Böyle durumlarda daha az aydınlatmanın farkına varılamayacağı için hatanın ancak çekimden sonra görülebilmesi mümkündür.
3.9. Parlaklığa uyum :

Herkes irisin parlak ışık altında kısıldığını, loş ışık şartları altında ise açıldığını bilir. Daha az bilinen bir gerçek ise retinanın da ışığa karşı duyarlılığını değiştirdiğidir. Loş ışıkta retinanın ışığa duyarlılığı artar,parlak ışıkta ise azalır. Bunun sonucunda belli limitler içinde loş ışıkta da,parlak ışıkta da belli bir görüş kalitesini sağlarız. Tek bir obtüratör hızına sahip bir kamera gibi görüş alanımızda bu faydalı özellik olmasa çok kısıtlı bir görüşe sahip olurduk.
3.10. Genel parlaklık uyumu :

Karanlık odadan parlak ışıklı bir ortama geçtiğimizde karşılaştığımız durumu ve bu yeni parlaklığa adapte olmamız için geçmesi gereken süreyi biliriz. Bunun tersi de geçerlidir. Parlak ışıklı ortamdan loş ortama geçtiğimizde önce hiçbir şey göremeyiz. Göz loşluğa alıştıkça karanlık köşeler aydınlanmaya başlar ve bir süre sonra dışarıdakine yakın bir berraklıkta görmeye başlarız.
Her fotoğrafçı uydurma bir karanlık odaya girdiğinde ilk anda farkına varmadığı bir sürü deliğin 5, 6dakika sonra çok rahat görülebildiğini algılar. Böyle durumlarda parlaklığa uyum, uyum olayının farkına varmamızı sağlayacak kadar büyük boyutlarda gerçekleşir. Ancak çoğu zaman parlaklıklardaki değişiklikler yavaş yavaş meydana gelirler ve göz bu duruma adapte olurken insan farkına varamaz ve iki farklı nokta daki parlaklığın retina üzerindeki etkinin benzer olması dolayısı ile aynı olduğunu fark eder. Ancak farkına varılması gerekecek kadar büyük ışık şiddeti değişmeleri bile gözün bu yeteneği yüzünden gerekli şekilde algılanamaz. Bunun sonucunda bir fotoğrafçı çekimin pozunu tahmin yoluyla belirlemeye kalkarsa, çok deneyimli olmadığı sürece çok ciddi hatalar yapar.
Gözün bu yeteneği yüzünden fotoğrafçı, pozometre kullanmak zorundadır. Doğru renk yorumunun ancak yarım stopluk bir tolerans içinde elde edilebildiği renkli dia çekiminde pozometre kullanımı çok daha gereklidir. Genel parlaklık şiddetinin yanlış algılanması sonucunda ortaya çıkan iki başka hatada kontrast ve renk doygunluğu alanlarında görülür. Kural olarak yumuşak ve düşük kontrastlı aydınlatma, kontrast bir aydınlatmaya kıyasla daha az parlakmış gibi algılanır. Ölçüm yapıldığında ise yumuşak ışığın daha şiddetli olduğu görülebilir. Bunun gibi yüksek doygunluğa sahip renklerden oluşan bir görüntü, düşük doygunluktaki renklerden oluşan bir görüntü ye kıyasla, daha yüksek parlaklık şiddetindeymiş gibi algılanabilir. Örneğin gece modern bir iş mekanı düşünelim. Burada canlık renklerden oluşan objeler, yüksek kontrastlı bir aydınlatma ile aydınlatılmış olsun. Böyle bir yer, dışarıdaki kapalı bir hava altındaki bir aydınlatmaya göre daha şiddetli aydınlatılmış gibi algılanabilir.

3.11. Anında parlaklık kontrastı :

Çoğu fotoğrafçı açık renk bir objenin koyu bir fon önüne konulduğunda, olduğundan daha açıkmış gibi algılandığını yada bir fotoğraftaki koy u bölümlerin beyazla yan yana geldiğinde daha da koyu algılandığını ya da renkli fotoğraf etrafındaki beyaz bordürün yakınındaki renklerin doygunluğunun azalmış olarak göründüğünü bilir.
Bu olay anında kontrastlık terimiyle açıklanır. Parlak bir obje veya alana baktığımızda, bu noktanın retinada düştüğü yer hassa s i yetini azaltır. Ancak bu hassasiyet azalması, parlak objeye çok benzeyen ve sınırları çok net çizilmiş bir alanda oluşmaz, tersine bu alanın dışına taşar. Bu hassasiyet azalması sonucunda, obje üzerinde açık tona bitişik olan koyu ton, olduğundan daha koyuymuş gibi algılanır. Eğer bölge koyu bir gölge ise, bunun yanında açık bölge, olduğundan daha parlakmış gibi algılanır. Benzer kontrast değişimleri renkli cisimlerde de fark edilir.
Örneğin, orta tonda Cyan renkli bir kağıt kendi başına bakıldığında değişmez bir renge sahipmiş gibi görülür. Oysa bu kağıttan alınacak küçük bir kare parça, sarı bir fon kağıdı önüne konduğunda daha karanlık, koyu yeşil bir fon önüne konduğunda daha açık algılanır. Aynı Cyan renkli kağıt, yeşil üzerinde mavimsi, mavi üzerinde de daha çok yeşil, beyaz üzerinde daha soluk, siyah üzerinde ise çok canlı ve parlak görülür.
3.12. Parlaklık stabilitesi :

Farkında olmasak dahi, objelerin gerçek parlaklıkları ile ilgili olarak kendimizi sürekli aldatırız. Örneğin beyaz bir obje bütün şartlarda beyazmış gibi algılanır. Bu obje gölgeli bir yerde bulunursa ve gerçek tonu 5. Zone’da (orta gri) olsa bile bu böyledir. Bunun gibi çoğu bilinen obje, özellikle insan yüzleri o anda objeyi aydınlatan ışığın şiddetine pek bakılmadan belli bir parlaklığa sahipmiş gibi algılanır.
Parlaklık sabitesi yani tanıdık obje ve renkleri o anda algılandıkları gibi değil de, hatırlandıkları parlaklık seviyesi ile görmek eğilimi homojen olmayan aydınlatmanın doğurduğu yüksek kontrastlı renkli fotoğrafların ana sebeplerinden biridir. Özellikle iç mekan çekimlerinde, mekanın renklerini ve parlaklık oranlarına önceden aşina olmak oradaki çekimi anında parlaklık değişimlerinin gerektiği gibi algılanmamasına yol açar. Bu durumda yapılacak tek şey mutlaka pozometre ile aydınlanma oranını kontrol etmektir.
4. Kontrast

Bir ışık kaynağının yaydığı ışığın konu üzerindeki kontrastını belirleyen faktörler öncelikle konu – ışık kaynağı mesafesi ve ışık kaynağının konuya göre etkili yada geçerli boyudur. Konu – ışık kaynağı mesafesi arttıkça yada ışık kaynağının konuya göre etkili yada geçerli boyu azaldıkça ışık kaynağının yaydığı ışınlar birbirlerine paralel hale gelirler. Bu da ışık ve yarattığı gölge arasındaki yoğunluk farkının artmasına ve ışık – gölge arasındaki geçiş bölgesinin daralmasına yol açar.
Güneş, dünyaya oranla oldukça büyük olmasına karşın çok uzak bir mesafede bulunduğundan noktasal ışık kaynağı konumundadır. Bu da güneşten gelen ışınların birbirine paralel olmasını sağlar ve dünya üzerinde oldukça kontrast görüntüler oluşmasını sağlar. Ancak bulutlu havalarda güneş artık yalnızca bulutları aydınlatmaktadır. Bu durumda büyük ya da geniş bir ışık kaynağı konumuna gelen bulutlar, yeryüzündeki konuları her yönden aydınlattığı ve yeryüzüne olan mesafesi de az olduğundan daha yumuşak görüntüler oluşmasını sağlarla
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

15/12/2008 - Diyafram (F-Stop) ve Enstantane Kavramlarının Çekimlerdeki Önemi

Kategori: FOTOGRAF SANATI

Diyafram (F-Stop) ve Enstantane Kavramlarının Çekimlerdeki Önemi

Doğru çekimler yapabilmek için ışık kaynağına göre diyafram ve enstantane ayarlarını doğru bir şekilde yapmamız gerekmektedir. Başka bir deyişle fotoğraf makinemize gelen ışık diyafram ve enstantane ile ayarlanmaktadır. Diyafram ( Aperture ya da f-stop diye de adlandırılır ) açıklığı fotoğraf makinesine girecek ışık miktarını ayarlamaktadır. Diyafram fotoğraf makinemizin merceğinin arkasında bulunan ve çapı verilen değerlere göre büyültülüp küçültülen deliktir. Diyafram değerleri kullanılan fotoğraf makinelerine göre otomatik veya el ile ayarlanabilir.

Diyafram aralığı değeri ne kadar küçük olursa fotoğraf makinesine çok ışık, ne kadar büyük değerde olursa da  o kadar az ışık kaynağı girer. Örneğin f / 22 değerindeki diyafram değerinde en az ışık kaynağı, f / 2.8 değerinde ise en fazla ışığın girdiği görülebilir.

Enstantane hızı  kavramı ise, ışığın kameraya giriş süresini belirlemekte kullanılır. Enstantane hızları 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000 sn değerlerindedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta enstantane değerinin doğru seçilmesi ve kullanılmasıdır. Düşük enstantane değerleri ışığın uzun zaman kamera içine girmesini sağlamaktadır. Ancak sualtında 1/60 değerinden daha düşük bir hız kullanılmamalıdır. Hızlı enstantane değeri ( Örneğin 1/500 ) ışığın kameraya çok kısa süre girmesini sağlar. Dolayısıyla ışık kaynağının yeterli olduğu çekimlerde hareket halindeki bir objeyi çekmekte hızlı enstantane değerlerini kullanmalıyız. Çekimlerimizde, diyafram değerlerini ve enstantane hızını bir kademe değiştirdiğimizde filme düşen ışık miktarını iki kat ya arttırır ya da yarı yarıya düşürürüz. Mesela f / 11 değerini f / 8 e indirdiğimizde içeriye giren ışık miktarını iki kat arttırmış oluruz. Bu durum da fotoğrafın daha parlak çıkması demektir.

Konuyu örneklerle inceleyelim:

Yatay bir şekilde sualtında çekim örnekleri:
 
Resim�1

f/16 diyafram ayarı ile ortaya çıkan karanlık detayı ve büyük mavi arka plan.

Resim�2

f/11 diyafram ayarı ile çekimde detaylar ortaya çıkıyor ve sualtı arka planı.

Resim�3

f/8 diyafram ayarı ile çekimde iyi sonuç alınmakta.

Resim�4

f/5.6 diyafram ayarı ile çekim neredeyse açığa çıkan pastel renk görünüm hakim.

Resim 1

Resim 1

Resim 2

Resim 2

Resim 2

Resim 2

Resim 3

Resim 3

Resim 4

Resim 4

Okunma sayısı: 49
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

15/12/2008 - FOTOĞRAFÇILIKTA POZLAMANIN ÖNEMI

Kategori: FOTOGRAF SANATI

FOTOĞRAFÇILIKTA POZLAMANIN ÖNEMI

 

Adana-Seyhan Nehri Üzerinde Köprü Görünüþü : Büyük ebatta görmek için klikleyiniz.
 Fotoğraf : Erol Avanoğlu
 Yer        : Adana
 Makina   : Sony DSC F707
 Pozlama : f/8- 15 saniye
 Hava      : Güneş battıktan ve yağmurun dinmesinden hemen sonra çekildi.
                Ayrıca Photoshop programında +50 renk doygunluğu uygulandı.
F/8 ve orada ol
Eğer profesyonel bir fotoğrafçıdan pozlama konusunda öğüt almak isterseniz buna tipik bir cevap  "f/8 kullan ve uygun yerde uygun zamanda ol" olacaktır. Tabi bu bir tür şaka. Ancak bunun f/8 kısmı teknik olarak doğrudur çünkü f/8 değeri genellikle her tür objektif üzerinde bulunan ve kullanılan bir değerdir. Ama tabiki buna uygun bir ISO değeri ve enstantane hızı yok ise o zaman tabiki hiç bir değeri yoktur. "Orada ol" sözü ise pozlamanın genellikle kolay olduğunu anlatır. En önemli konu tabiki sabır ve önemli bir fotoğrafik olayın olduğu yerde sizinde orada bulunuyor olmanız ve kendinizi de bu olaya adayabilmektir.

Doğru pozlama yoktur
Gerçekte dünyada o kadar çok değişik renk tonları vardır ki bunların çoğunu film/fotoğraf üzerinde  gösteremezsiniz. Bu tonlarıı nerede göstereceğiniz konusunda artistic bir karar vermek zorundasınız. Bazı detaylar kaçınılmaz olarak kaybedilecektir. Çünkü gerçek dünyada da ayırt edilebilen renk tonlarının aynı yoğunluktaki film üzerine bir tür haritası çıkarılır. Bu bölümde hangi detayların kaybedileceğinin tahminin nasıl yapılacağını ve bunun nasıl kontrol edileceğini anlatmaya çalışacağız.

Kontroller
Bilindiği gibi günümüz modern 35mm film ve digital fotoğraf makinalarında birçok kontrol düğmeleri vardır. Aslında makina üzerinde, elde edilecek görüntünün ortaya çıkmasında kullanılan sadece 3 kontrol noktasının olduğunu bilmek ise bizi birazda olsa mutlu eder. Bunlar, odaklama, enstantane ve diyaframdır. Pozlamayı etkileyen 2 önemli kontrol noktası enstantane ve diyafram ayarlarıdır.
Diyafram
Eğer ne makina nde obje hareket etmiyorsa, enstantane değeri pek önemli değildir. Ama diyafram alan derinliliğini etkileyeceğinden vede objenin neresinin net olarak görüntüleneceğini belirleyeceğinden önemlidir.
Diyafram nedir ve onu değiştirmek neden önemlidir? Diyafram ayarı objektif içerisindeki diyaframın veya iris'in hangi dereceye kadar açık kalacağının belirlenmesidir. Objektifler en fazla düzeyde ışık toplayabailmek için dizayn edilmişlerdir. Diyafram güznüzdeki iris gibidir; Objektif içinden gelen ışığın bir kısmının engellemek için diyafram kapatılabilir veya durdurulabilir. Objektifleri çok daha hızlı ve ışık toplamada daha iyi yapmak için çok harcama ve ağırlık gerekmiştir. Peki neden bu özelliklerin bazılarını kullanmayıp atmak istersiniz?
Bunun 1.nedeni, dünyanın çok parlak olmasıdır. Eğer ışığa çok duyarlı bir film kullanıyorsanız vede filmi çok kısa bir süre ışığa maruz bırakacak çok düşük bir enstantane değeri kullanıyorsanız saniyenin 1/500'ü gibi, çok küçük bir difayram değeri kullanımı ile çok fazla ışığın filmi etkilemesini ve çok ışık almış bir görüntü oluşmasını engellemiş olursunuz.
Diğer bir ilginç neden ise netliğin estetic kontrolüdür. Objektifinizin f/2 diyafram değeri olduğunu farzedin.  Buradaki f sayısı merceğin uzunluğunun diyafram çapına bölünmesi sonucu ortaya çıkan değerdir. Dolayısı ile eğer 100mm'lik bir objektif kullanıyorsanız bu 50mm'lik bir açıklık demek olacaktır. Dolayısı ile bu ayarda alan derinliği çok kısa olacaktır. Sadece fotoğrafını çekerken net olarak ayarladığınız objenin o bölgesi net olarak görüntülenecektir. Makinaya yakın veya uzak olan diğer nesneler netlikten uzak olacaktır. Fotoğrafı çekilen objeye uzak veya yakın olan nesnelerin kabul edilebilir şekilde net olabildiği mesafe/uzaklık oranına "alan derinliği" kısaca DOF (ingilizce depth of fiedl) denilmektedir. Burada "kabul edilebilier" sözcüğüne dikkat ediniz. 8x10 inch ebadında basılmış bir oda resmindeki kabul edilebilir alan ile aynı boyuttaki kol uzaklığındaki kabul edilebilir alan aynı netlşkte olmayacaktır.

Eğer fotoğraftaki diğer birçok nesnelerinde kabul edilebilir bir şekilde net görünmesini isterseniz diyafram değerini f/16 veya f/22 gibi değerlere düşürmelisiniz. Bu tanımlama amatör fotoğrafçılara veya yeni başlayanlara biraz yanıltııcı gibi görünebilir. Çünkü küçük değerli diyafram, objektif uznluğunun diyafram çapı'na bölünmesi sonucunda ortaya çıkan değerin büyümesi demek olacaktır ve bunun sonucunda daha büyük bir f-sayısı ortaya çıkacaktır. Daha da kafa karıştırıcı olan, objektiflerin daha da tuhaf bir sıralanıuş şeklinde diyafram değerine sahip olmalarıdır. Örneğin: 1.4, 2.0, 2.8, 4.0, 5.6, 8.0, 11, 16, 22, 32, 45, 64 gibi. Her bir adım da objektif içinden gelen ışığın miktarı yarı yarıya azaltılmaktadır/arttırlmaktadır. Neden? Diyafram alanı kare çapının yarısına orantılıdır. Yani f-sayısını 2 sayısının karekökü ile çarpmak objektif içinden gelen ışığıda yarıya düşürür. (Tercüme biraz karışık oldu: "multiplying the f-number by the square root of 2 halves the amount of light coming through the lens")

Şimdi de örnek fotoğraflara bakalım
Uzun bir objektif ve geniş bir diyafram değeri ile alan derinliği çok sınırlıdır. Sadece kendisine netlik ayarı yapılan obje net olacaktır. Bu resimler 600 mm'lik f/4 ve f/5.6 diyafram ile çekilmişlerdir. Burada sadece kuşların net olduğuna diğer bölgelerin ise yumufaş flu olduğuna dikkat ediniz. Alan derinliği f-sayısına değil diyaframın boyutuna bağlıdır. 600mm'lik bir objektif büyük bir honkerdir ve f4 şeklindeki bir f sayısı 150 mm'lik bir diyafram demektir. Yan 600mm'lik bir objektif üzerinde ve f/4 alan derinliğindeki diyafram açıklığı, aynı objektifteki f/1.0 yani 50mm'lik bir diyafram açıklığından daha dar/kısa olacaktır. 

Enstantane Hızı
Film üzerine maruz bırakılmış bir pozlama miktarı için, enstantane hızı sizin estetic amaçlarınıza hizmet eden ve kendi belirlediğiniz bir diyafram yardımı ile belirlenir. Eğer bir portre fotoğrafı çekiyorsanız ve arka planı net olan alan dışına çıkarmak istiyorsanız geniş-açılmış bir diyafram değeri belirlersiniz. Bununda 1/125'lik bir enstantane hızı gerektirdiğini farzedin. Eğer fikrinizi değiştirip arka planında net olmasını isterseniz o zaman diyafram değerini f/22'ye getiririsiniz ve 6 kat daha az ışık girmesine sebep olursunuz. Dolayııs ile filminizinde 6 kat daha fazla pozlanması gerekecektir. 2'nin karekökünü alırsanız 64 ederki 125/64=2 edeceğinden 1/2 saniyelik bir enstantane değeri kullanmak gerekecektir.

Günümüzün modern kameralarında film veya digital olsun makinalar içindeki metreleme sistemleri bu hesaplamayı otomatik olarak yaparlar ve seçilen diyafram ayarlarına göre enstantane hızlarını ayarlarlar. Profesyonel fotoğrafçılar diyafram öncelikli diye adlandırılan bir pozlama modu seçerler. Burada fotoğrafçı diyafram değerini belirler ve kamera da buna göre enstantane hızını ayarlar. Peki kameranın hangi enstantane hızını seçtiği önemli midir? Hayır eğer hem kamera hemde fotoğrafı çekilen konu hareket etmiyorsa. Eğer ayakta duruyorlar ise, çoğu objeler 1/2 saniyelik pozlamadan daha fazla duramayacaklardır. Bu durumda fotoğrafçıya diyaframı 1/15 saniyelik enstantane hızına ulaşana kadar açması önerilir. Eğer fotoğrafçı kamerayı eli ile tutuyor ise yani bir tripod kullanmıyor ise, 1/15 saniyelik bir pozlama da hiçte kabul edilemez bir şekilde etkileri film üzerinde görülen makina sallanmalarına meydan verecektir. Normal bir objektif kullanıyorsanız, genel kural 1/60 veya daha üzerinde bir enstantane değeri kullanmaktır. Uzun objektifler görüntüyü büyültmelerine karşın kamera sallantılarını da arttırırlar. Tripod kullanmadan yapılan çekimlerde genel kural 1/odak uzaklığı hesabı sonucunda ortaya çıkan değeri enstantane hız olarak kullanmaktır. Yani 250mm'lik bir objektifiniz var ise 1/250'lik veya daha yüksek bir enstantane hızı kullanmalısınız. Eğer çektiğiniz fotoğraflardan büyük ebatta baskılar yapmayı planlıyorsanız büyük enstantane değerleri kullanmanız önerilir.
Ancak küçük enstantane hızları ilede yaşayabilirsiniz eğer; 1) Vücüdunuzu sert ve sağlam bir cisime dayarsanız veya yaslanırsanız 2) Makinayı veya objektifi sert ve sağlam bir zemin üzerine koyarsanız 3) Yada elektronik görüntü sabitleyicisi (electronic image stabilization) olan bir objektif kullanırsanız. Örneğin
Canon 600/4 IS lensinde elektronik görüntü sabitleyicisi bulunmaktadır.

Bazende değişik enstantane hızları kullanacağınız estetik zamanlar da olabilir. Eğer hareket eden bir objeyi çekiyorsanız ve hareket halini göstermek istiyorsanız düşük değerli bir enstantane hızı seçersiniz. Eğer yine hareket eden bir objeyi çekiyorsanız ve bu defa hareketi dondurmak istiyorsanız o zaman hızlı bir enstantane değeri seçersiniz. Burada gerçek enstantane hızı hareket eden objenin hareketinin yoğunluğuna, objenin hareketinin kameraya doğru mu olduğuna yada kamera'nın yanından 90 derecelik bir açı ilemi hareket  hali olduğuna mı gibi faktörlere bağlıdır. (hareketi dondurmanın en iyi yolu elektronik bir flaş kullanmaktır çünkü elektronik flaş bir yanıp sönen lamba gibi işlev görür ve en ucuz kamera üzerindeki flaşlar bile saniyenin 1/30.000 gibi bir kısa bir süre içerisinden yanıp sönerler.)

Sağdaki fotoğraf Canon'un kendi flaşı kullanılarak çekilmiştir. Soldaki fotoğraf ise herhangi bir flaş kullanmadan 1/1000 enstantane hızında
Erol Avanoğlu tarafından çekilmiştir. Flaş kullanılmadığı için kanatların net görülmesi dondurulması pek mümkün olamamıştır.
Diyafram Açıklığı ve Enstantane Hızını Belirlemenin Kolay Yolu
Yukarıdaki bilgiyi verdikten ve örnekleri gösterdikten sonra, biraz da olsa elde etmeye çalışacağınız estetik sonuçları nasıl elde edeceğiniz konusunda biraz bilgilendiğinizi umuyoruz. Eğer hareket halini göstermek istiyorsanız veya hareketi flulaştırmak istiyorsanız öncelikle enstantane hızını belirleyiniz. Eğer öncelikle net olarak çıkacak alan ile ilgileniyorsanız o zamanda ilk olarak diyafram ayarını belirleyiniz. Eğer çekeceğiniz ortama ve estetik tercihinize uygun bir kombinasyon seçemiyorsanız, o zaman ASA/ISO değeri farklı olan bir film seçiniz veya Digital Kamera kullanıyorsanız kameranın ASA/ISO değerini değiştiriniz.  Başka bir alternatif ise objektif önüne takılan natural density filtresi kullanmak olabilir. Bu filtreler net olan bölgeyi değiştirmeden film veya (digital kamerada) ışık algılayıcı sensörlere (CCD vey CMOS) düşen ışık miktarını azaltmaya yararlar.

Peki, film çekerken sonucun tamamen iyi olacağını nasıl bilebiliriz veya fotoğrafın ne az ışık almış nede çok ışık almış şekilde çıkmayacağını nasıl bilebiliriz. Eski zaman fotoğrafçıları bunu tamanen deneyimlerinden yararlanarak yaparlardı. Deneyimlerine göre bir pozlama kombinasyonu seçerler ve eğer birtakım hatalar olmuş ise bunu da karanlık oda da giderme yoluna giderlerdi.

"Aşağıdaki tablodaki değerleri önden ışık alan objeler için güneş batmadan 2 saat önce ve güneş doğduktan 2 saat sonraki zaman dilimi içerisinde kullanabilirsiniz."

Işık / Hava Durumu Enstantane Hızı (Saniye)
ve Mercek Açıklığı
ISO 400 ISO 200 ISO 100
Parlak ve çok ışıklı güneş kar veya kum üzerinde 1/500
f /16
1/500
f/11
1/500
f/8
Parlak Güneş Işığı
(Çok Az Gölgeli)
1/500
f /11*
1/500
f/8
1/500
f/5.6
Zayıf Güneş Işığı
(Az Gölgeli)
1/500
f /8
1/500
f/5.6
1/250
f/5.6
Parlak Bulutlu Hava
(Gölgesiz Ortam)
1/500
f /5.6
1/250
f/5.6
1/125
f/5.6
Kapalı Hava (Normal Bulutlu)
(Gölgeli Ortam)
1/500
f /4
1/250
f/4
1/125
f/4
* Yakın ve arkadan ışık alan objeleri fotoğraflarken 1/500 enstantane hızında f/5.6 diyafram değerini kullanınız.

Digital Kamera Kullanıcılarına:
Artık teknoloji o kadar gelişti ki özellikle digital kameralarda bu sorunlar ile boğuşmak zorunda kalmıyoruz. Eğer makina SLR tipi bir digital kamera değilse LCD ekranı vardır ve çekim yaparken aynı zamanda da fotoğrafın nasıl çıkacağını bu ekranda görürüz. Ona göre de diyafram ve enstantane değerleri ile oynayarak pozlamayı ayarlayabiliriz. DSLR tipi gelişmiş bir digital fotoğraf makinesi kullanıyor ise bu defada fotoğrafı çektikten sonra makinenin LCD ekranında fotoğrafı görebiliyoruz ve eğer istenilen netice alınmamış ise pozlama değerlerini değiştirerek tekrar aynı (!?) fotoğrafı çekme imkanı bulunmakta. Tabi eğer konu hareket eden bir obje değil ise. 2002 sonuna doğru geliştirilmiş olan DSLR tipi yeni fotoğraf makinelerinde ise görüntü RAW formatında ve makinanın pozlama değerleri saklı tutularak çekilmekte ve makina ile verilmiş olan özel yazılımlar ile sonradan pozlama ayarları bilgisayar ortamında değiştirilerek daha kaliteli görüntüler ve fotoğraflar elde edilebilmektedir
.
Bu tür makinalara örnek olarak Canon EOS 1Ds ile Kodak DSC 14n modeli gösterilebilir.

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

18/11/2008 - SİGMA 17-70 LENS INCELEMESİ

Kategori: FOTOGRAF SANATI
SigmaSigma 17-70mm DC Macro objektif : Sigma yeni objektifi Sigma 17-70mm F2.8-5.4 DC Macro’yu duyurdu. Özellikle APS-C görüntü algılayıcıya sahip dSLR fotoğraf makineleri için tasarlanan Sigma 17-70mm F2.8-5.4 DC Macro objektif geniş diyafram değerine sahip bir model. Ürünün minimum odaklama mesafesi 20 cm. Sigma 17-70mm F2.8-5.4 DC Macro objektifin 1:2.3 maksimum yakınlaştırma değeri yakın çekim objektifi olarak da kullanılabilmesine olanak tanıyor. Çok katmanlı objektif yapısı sayesinde hayalet görüntülerin önüne geçilmesi sağlanmış. 455 gr ağırlığa ve 82.5 mm uzunluğa sahip olan ürün, Special Low Dispersion (SLD) özelliği ve iki adet asferik objektif elemanı sayesinde son derece yüksek bir optik performansı sergiliyor.
Sigma 17-70mm DC Macro objektifSigma 17-70mm objektif - Odaklama
Geniş açıda F2.8 değerinde geniş bir diyafram açıklığı sunan Sigma’nın bu yeni objektifi 79 mm çapında ve 17mm 82.5 mm uzunluğunda. Ürün bu özellikleriyle loş ışıklı iç mekanlarda dahi çok üstün seviyede sonuçlar veriyor. Sigma 17-70mm F2.8-5.4 DC objektif dahili odaklama sitemi sayesinde hızlı otomatik odaklama sağlıyor. Sigma 17-70mm F2.8-5.4 DC objektif ayrıca Zoom Lock Switch özelliğine de sahip.

Sigma 17-70mm DC özellikleri
- Odak uzunluğu: 17-70 mm
- Minimum diyafram değeri: F/22
- Objektif yapısı: 12 grup, 15 eleman
- Görüş açısı: 72.4° -20.2°
- Diyafram yaprak sayısı: 7
- minimum odak mesafesi: 20 cm
- Maksimum yakınlaştırma: 1:2.3
- Filtre çapı: 22mm
- Boyutlar: 79 mm çap x 82.5 mm uzunluk
- Ağırlık: 455 gr

Sigma hakkında
∑ SIGMA işareti Yunan alfabesinde “S” harfine karşılık gelmektedir. Matematikte ise genel toplam anlamına gelir. Bu Sigma’nın objektif ve fotoğraf makineleri sahasında araştırma, geliştirme, üretme ve hizmetler konusunda toplam anlayışını temsil etmektedir. Sigma Japonya, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Benelüks ülkeleri, Hong Kong ve Singapur’a yayılan ofis ağıyla üretim, geliştirme ve satış faaliyetlerini sürdürmektedir.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Reklamlarım

<%Reklamlarım%>

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

caferose
busecegunler
putri
sarper2005
dnaharikasi
sennur atak
40ayak
pauletaveturgay
1nisan2005
reyhan28
öykü öykü
ilkayinmekani
papatyasevenim
turkuhanem
hivelce
hiddence
Abdullah Atak
sonfasil
sennur atak
tanidinmibeni
gununhaberleri
kalenderbilgisayar
ruyayorumcusu
heyheyli
doymaz

Reklamlarım

<%Reklamlarım%>

Ziyaretçilerim

<%ziyaretçilerim%>




Myspace Backgrounds

BLOG DESİNG BY